TRT spikerini 'o hareket' işinden etti!
Değerli okurlar, bu köşede zaman zaman medyamızın içinde bulunduğu durumu, hal-i pür melalini ele alıyorum. Ancak yalnızca ben değil, MedyaRadar ailesi yazarları ile Medya Ombudsmanımız Faruk Bildirici dostum da bu konularda yazıp çiziyor. Bizler, "En kahraman Rıdvan" misali, ‘fincancı katırlarını ürkütsek’ de doğru bildiklerimizi ifade etmekten geri durmayacağız.
Değerli okurlar, bu köşede zaman zaman medyamızın içinde bulunduğu durumu, hal-i pür melalini ele alıyorum. Ancak yalnızca ben değil, MedyaRadar ailesi yazarları ile Medya Ombudsmanımız Faruk Bildirici dostum da bu konularda yazıp çiziyor. Bizler, "En kahraman Rıdvan" misali, ‘fincancı katırlarını ürkütsek’ de doğru bildiklerimizi ifade etmekten geri durmayacağız.
Bugün bu sütunlarda, CHP'nin hedefindeki TRT ile CHP'nin kalesi olarak görülen Halk TV hakkında hem gözlemlerimi hem de haberlerimi sizlerle paylaşacağım.
Hazırsanız, başlayalım…
Geçtiğimiz Mayıs ayının sonunda Ankara’da düzenlenen “Esaretten Cesarete Film Festivali” ödül töreninde yaşanan bir olay, medya dünyasında ciddi tartışmalara yol açtı. TRT spikeri Oya Eren Özkan’ın törende sergilediği tutum, yalnızca o anın atmosferine değil, aynı zamanda kamu yayıncılığının tarafsızlık ve profesyonellik ilkelerine de gölge düşürdü.

Ne olmuştu ya? Dediğinizi duyar gibiyim… O yüzden kısa bir hatırlatma geçeyim sizlere…
30 Mayıs gecesi gerçekleşen ödül töreninde, “En İyi Kurmaca Film” ödülünü alan “Kurtlar” filminin yönetmeni Ecre Begüm Bayrak, konuşmasında tutuklu öğrencileri ve Grup Yorum’u anmıştı. Bunun üzerine TRT spikeri Oya Eren Özkan, “Siyasi mesaj vermeyelim” diyerek konuşmayı kesmiş ve sahnede daha fazla sunuculuk yapmayacağını belirterek sahneden inmişti.

Ancak bu sırada, sahneden inerken kullandığı “Şerefsizler”, “Soysuz” ve “Vatansız teröristler” gibi ifadeler büyük tepki çekmişti… Yaptığı 'Bozkurt' işareti ise, olayın siyasi bir boyut kazanmasına neden olmuştu.
Festival komitesi, Özkan’ın bu tavrını “kişisel, aşırı ve haksız” olarak nitelendirdi.

Yargıya Taşınan Süreç…
Olayın ardından Oya Eren Özkan, gazeteci-yazar Emin Pazarcı’nın da kızı olan avukatı Begüm Ece Pazarcı aracılığıyla yargıya başvurdu. Özkan, hakkında haber yapan medya kuruluşları ile sosyal medyada eleştirilerde bulunan hesaplara dava açtı!
Ancak sosyal medyada Özkan’a destek veren bir kesim de vardı. TRT spikerine “Bozkurt yürekli cesur kadın” diyerek destek mesajları paylaşanlar, olayın farklı bir boyutunu gözler önüne serdi.
Avukatı Begüm Ece Pazarcı, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, müvekkilinin Türk gençliğini marjinalleştirme çabalarına karşı demokratik tepkisini gösterdiğini savundu. Özkan ise açacağı davalardan kazanacağı tazminatları Mehmetçik Vakfı’na bağışlayacağını duyurdu!

TRT’nin Kararı ve Liyakat…
Bu olayın ardından TRT yönetimi, 17 Kasım Pazartesi itibarıyla Oya Eren Özkan’ı ekranlardan çekme kararı aldı.
Bu olay, aslında TRT gibi bir kamu yayıncısının taşıması gereken tarafsızlık ve profesyonellik ilkelerini bir kez daha gündeme getirdi. TRT yönetiminin spiker seçiminde daha dikkatli olması gerektiği ortada. Liyakatten yoksun, habercilik geçmişi olmayan kişilerin ekranda yer alması, kurumun güvenilirliğini zedeliyor.
Oya Eren Özkan örneği, sadece bireysel bir olay değil; aynı zamanda kamu yayıncılığının temel ilkelerinden sapmanın nelere yol açabileceğini gösteren bir vaka.
Bir zamanlar “devletin vakur sesi” olarak anılan TRT, bugün ne yazık ki liyakatin gömüldüğü bir sessiz mezarlığa dönüşmüş durumda. Ekranlarda beliren spikerlerin gözlerinde o eski ışık, o güven veren ifade artık yok.
Yüzlerinde ezberletilmiş cümlelerin soğuk teri dolaşıyor; ellerinde sıkı sıkıya tuttukları kâğıtlarda yazılanlar harf harf okunuyor… Ancak metni okuyan ruh, metnin dışında kalıyor.

Bir tiyatro sahnesine yanlışlıkla düşmüş figüranlar gibi görünüyorlar. Repliklerini söylüyorlar ama hikâyenin derinliğine ulaşamıyorlar. Konuk konuşurken gözleri kâğıda sabitlenmiş, kulakları ise kapalı. Klişe sorular peş peşe geliyor: “Peki efendim, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?” Önceki cümle yok olmuş, havada toz gibi dağılmış. Konuğun anlattığı derinlik, duygu, sevinç ya da öfke... Hepsi o kâğıdın beyazlığında kaybolup gidiyor.
Bir zamanlar TRT spikeri olmak, konservatuvar bitirmekten ya da sahne tozu yutmaktan daha zorlu bir imtihan olarak görülürdü. Ses, diksiyon, kültür, tarih bilinci ve anlık yorum kabiliyeti gibi özellikler bir arada aranırdı. Ancak bugün ekranda durabilmek yeterli hale gelmiş. Ne soru sorma sanatı kalmış ne de dinleme erdemi.
Evet, kamera ışıkları hâlâ yanıyor. Ama o ışık artık bir yüzü değil, bir boşluğu aydınlatıyor. Liyakat ise sizlere ömür. Ömrünü habere adamış emekçileri ekranda göremiyorsunuz.
Ne kadar acıdır ki, “Türkiye’nin sesi” olarak kurulan bu kutlu kurum, bugün kendi sesini bile bulamıyor. Geriye sadece kâğıttan okunan ruhsuz, ürkek ve yavan bir fısıltı kalmış durumda. O fısıltı ise gecenin içinde kaybolup gidiyor…

CHP’nin Kalesi Halk TV ve Serhan Asker Vakası…
Pazar sabahlarının dinginliği, kahve kokusuyla birleştiğinde insana ayrı bir huzur verir. Ancak bu huzuru, televizyon kanalları arasında gezinirken rastladığım Halk TV ekranlarında bulmak pek mümkün olmuyor. Kendini muhalif bir çizgide konumlandıran bu kanal, etik ve gazetecilik dersleri vermeye kalkışırken, arka planda dönen çarkların gürültüsünden bihaber gibi görünüyor.
Dün sabah, kumandam elimde nedimemle kahvelerimizi yudumlarken, Halk TV’ye göz atayım dedim. Hay demez olaydım!
Her cümlesine “sevgili seyirciler” diye başlayıp aynı şekilde bitiren, kendini beğenmiş tavırlarıyla Serhan Asker…
Sözde aydın ve entelektüel kimliğiyle ekranda arz-ı endam eden bu isim, konuklarını adeta birer figürana dönüştürerek saatlerce ayakta bekletmekte. Madem konuşturmayacaksınız, neden ekranı paylaşıyorsunuz ki?

Serhan Asker’i tanımayanlar için küçük bir hatırlatma yapmak gerekirse, TRT Spor’daki şaibeli yılları ve seyahat masraflarıyla gündeme gelen bir isimden bahsediyoruz. Şimdi ise Halk TV’de aylık kazancının neredeyse 1 milyon liraya ulaştığı iddia ediliyor.
Bu noktada işin içine Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile kanal arasındaki mali protokol de giriyor. İki yıl önce MedyaRadar’ın cesur kalemi Varol Ersoy’un yazdığına göre CHP, Halk TV’ye yılda 70 milyon lira ödemeyi taahhüt etmişti. Bu bütçenin içine seçim reklamları, grup toplantıları ve miting yayınları gibi kalemler dahil edilmişti. Ancak “Görkemli Hatıralar” adlı program bu anlaşmanın dışında tutulmuştu.
Bu programın işleyişi ise oldukça dikkat çekici.
Her hafta bir CHP belediyesi sponsor oluyor, program o belediyenin sınırları içinde gerçekleştiriliyor ve belediye başkanı da konuk olarak ekrana çıkıyor. Ancak Serhan Asker’in sürekli söz kesmesiyle başkanların ne dediği pek anlaşılmıyor.

İşin finansal boyutuna gelince; iddialara göre program başına alınan 300 bin liranın 100 bini Serhan Asker’in cebine gidiyor, 50 bini sanatçılara ödeniyor, kalan 150 bin lira ise Halk TV’ye aktarılıyor.
Bu düzenin bir parçası olarak CHP liderinin Özel Kalem Müdürü Şükran Kütükçü’nün belediyeleri arayıp sponsorluk için talepte bulunduğu da söyleniyor. Hatta bu durum, ekonomik sıkıntılarla boğuşan belediye başkanlarını bile çaresiz bırakıyor.
Tüm bu iddialar ve perde arkasında dönen ilişkiler ağı, Halk TV’nin aslında ne kadar "bağımsız" olduğunu sorgulatıyor.
Görünürde muhalif bir duruş sergileyen bu kanalın, arka planda dönen çarklarıyla diğer candaş - yandaş kanallardan farkı kalmıyor gibi…
Varol beyimizin ilgili yazısının linkini buraya bırakıyorum.
https://www.medyaradar.net/gorkemli-hatiralar-bahane-gorkemli-paralar-sahane-makale-2136505
‘Ekran Kedisi’ne ulaşmak için: [email protected]