Sizi şöyle alalım sayın vekilim! Bizim partiye buyurmaz mıydınız acaba?
Medyaradar siyaset analisti Atilla Akar, milletvekili transferlerini ve CHP’den AK Parti’ye geçen Hasan Ufuk Çakır’ın tavrını eleştirip çözümün ne olabileceğini tartıştı…
Efendim; malum DEVA Partisi'nden istifa eden İrfan Karatutlu, geçen yaz Gelecek Partisi'nden istifa edip Bağımsız kalan İstanbul Milletvekili İsa Mesih Şahin, CHP'den kesin ihraç istemiyle Parti Meclisi'ne sevk edildikten sonra partisinden ayrılan Hasan Ufuk Çakır’ın AK Parti'ye katılımı yeni bir tartışma başlattı.
Aslında bir süredir süren bu tarz geçişler onlardan ibaret değildi. (Hatta rivayet odur ki, yeni geçişlerinde olacağı söyleniyor.) Neyse, bu konunun bir çözümünün olup olamayacağına yazının sonlarına doğru geleceğim…
“Siyasi Dolandırıcılık” Gibi!..
Şimdi şöyle düşünün; siz bir partiden aday oluyorsunuz. O partinin teşkilatı, üyeleri sizin için canla başla çalışıyor. Maddi, manevi kaynaklarını, zamanını sizin için harcıyor. Propaganda imkânlarını size sunuyor. Fakat belki de en önemlisi seçim zamanı toplum siz sırf o partinin adayısınız diye sandığa gidip size oy veriyor. Sonunda siz seçiliyorsunuz. Yani ki sizin karakaşınız karagözünüz için değil o parti bünyesinde olduğunuz için oluyor bunlar. Seviniyorlar garipler!..
Dahası sonra birdenbire bu kişi sizin en karşı olduğunuz, kaybetmesini istediğiniz partiye geçiveriyor. Muhalifken birden iktidar partisine yanaşması sizi öfkelendirmez mi? Aldatılmışlık, hatta dolandırılmış olma duygusu yaşamaz mısınız? En hafifinden “Ayıp” olmaz mı?..
İlkesel Bir Duruş Olur Amenna!..
Tabii burada biraz yumurta tavuk misali bir durum var. Peki ya milletvekilinin partisi ülkenin çıkarlarına çok aykırı, adamında ahlaki duruşuna, savunduğu değerlere ters bir istikamete sapmışsa o zaman ne olacak?
Hem milletvekillerinin esir düşünceli olmamalarını, liderin kuklasına dönüşmemesini, oylamalarda el kaldıran kişiler olmaktan çıkmasını isteyip hem de körü körüne itaat istemek ne derece doğru olur? Sonuçta milletvekili ismi üstünde öncelikle milletin vekilidir bir partinin değil. Madem ben bu partiden seçildim o halde bu yanlışlara da göz yumayım mı desin? “Katolik evliliği” gibi mi olsun?
İdealist Profiller Azınlığa Düştü!..
Elbette değil. Ancak bugün bir süredir yaşanan geçişlerde ilk olarak bunlar akla gelmiyor ne yazık ki. Böylesi “İlkesel” nedenlerden ziyade menfaat, rant, yeniden seçilme kaygıları, vb akla geliyor öncelikle. Bu da toplumsal algıda milletvekili kavramının itibar kaybetmesine yol açabiliyor. İnsanlar bir tür “Mebus pazarı” kurulduğunu düşünüyorlar…
Artık günümüzün çıkarlara dayalı siyasi atmosferinde böylesi idealist ya da bir ideolojik tutarlılığa sahip profiller ya beklenmiyor ya da iyice azınlığa düştü. Zaten o hissi verebilseler toplumda, medyada arkalarında duracak ama olmuyor!..
İbretlik Bir Durum!..
Üstelik mesele sadece bundan ibaret değil. Bunu nasıl yaptığınızda bir o kadar önemli. İlaveten “Etik” bir sorun doğurmaktadır. Burada bunun kâğıt üzerinde yasal ya da hak olması artık önemsizdir. Kötüye kullanılarak cılkı çıkartılmıştır. Güven kaybı doğmuştur!..
Daha fenası işin bütün ciddiyeti kaybolmuş, adeta teatral bir gösteriye dönüşmüşe benzemektedir. Nitekim CHP'den istifa ederek AK Parti'ye katılan Hasan Ufuk Çakır, rozet töreni esnasında yaptığı konuşmada, "İki başkomutan var. Biri Gazi Mustafa Kemal Paşa diğeri de Türkiye Cumhuriyeti ordularının başkomutanı Recep Tayyip Erdoğan" diye adeta bir tirat atmış sonra da topuk selamı vererek, “Reis”’ i de şap şup öperek ilginç bir tavır sergilemiştir. ( CHP’den ayrılma ve AK Parti’ye katılma gerekçelerinde haklı olduğunu varsaysak bile bu hareketler çok “gereksiz” ve acayip kaçıyordu) İnsana “Pes yani” dedirten bu tutum karşısında ne denebilir bilmiyorum. Yoksa “Niye geçtin” diyen yok. Alıştık artık. O ne sert “U Dönüşü” idi öyle!..
Önemli Olan Abartılı Davranışın Kendisi!..
Bu arada önemle vurgulamalıyım ki artık cari olan ve marazi ölçülere varan “Erdoğan karşıtı” duygularla söylemiyorum bunları. Önemli olan manasız ve ölçüsüz davranışın kendisidir. Karşısında hangi liderin olduğunun önemi yoktur. Hangi partiden hangisine geçtiği de bir yerde önemsizdir. Tabii iktidar partisinin avantajlarını söylemeye hacet yok!..
Herhangi bir milletvekili CHP ve Özgür Özel’e ya da başka bir lidere benzer laflar etse de aynı kapıya çıkar. İşin en düşündürücü yanı ise bana göre kimsenin bu tipleri “Almayayım, kalsın” dememesi olsa gerek. Tam tersine parti yönetimleri herkesi “Buyur etme” peşinde. Seçmen iradesine saygısızlıktır!..
Rahatsız Edici Bir Haller!..
O kadar ki -hangi partiden olursa olsun- aklı başında herkes durumdan rahatsızlık duyuyor. En çok da bunu adeta bir “Çizgi” haline getiren AK Parti’de de bir huzursuzluk yaratmışa benziyor. Nitekim eski AK Parti milletvekili Şamil Tayyar şunları söyleyecekti: "Eğri oturup doğru konuşalım. İsteyen istediği partiyi tercih eder, kıymet takdirini millet yapar. Ancak bir partinin oyuyla seçilen vekilin bir başka partiye geçtiğinde vekilliği de bırakması daha etik olur."
Aynı durum CHP içinde geçerliydi. Ancak onların itirazı ne milletvekillerini kaptırmalarına ne de olayın özündeki garipliğe idi. Onlar CHP’nin iç çelişkileriyle daha çok ilgili görünüyorlardı. Böylelikle Kılıçdaroğlu’nu eleştirmek için fırsat buluyorlardı. Nitekim CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır bu konudaki sorumluluğu Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na atıyordu: "Ben Sayın Kılıçdaroğlu'na yalvardım. Yapmayın efendim dedim. İstenmedi buna rağmen aday yapıldı. Şimdi yaşanan tabloyu görüyoruz. Utanç verici bir tablo… Grup Başkanvekillerimiz Engin Özkoç, Veli Ağbaba, Onursal Adıgüzel hepsi karşı çıktı. PM'de dakikalarca tartışıldı. Kimse istemedi ama…"
Nerede Kaldı Milli İrade?..
Geçmişte veya bugün bütün partilerin muhtelif hesaplarla bu işten nemalandıkları, esastan karşı çıkmadıkları zaten biliniyor. İşlerine yaradığı sürece sorun yok. “Bugün onlar bizden, yarın biz onlardan tırtıklarız” mantığındalar. Herkes “Milli iradecilik” oynuyor.
İyi ama milli irade ikide bir, böylesi zırt pırt yer değiştirecekse nasıl oluşacak o irade? Oy veren taban yerinde duruyor. Tavan ise kafasına göre takılıyor demek ki. Bize kandırma yapıyorlar o halde!..
Sorunun Temelinde Ne var?..
Diğer bütün etkileri bir kenara koyup bakacak olursak güncel olarak sorun esas olarak AK Parti’nin tutumundan kaynaklanıyor görünüyor. Çünkü bugün olayı teşvik eden ve ısrarla bir “Strateji” olarak uygulayan onlar gibi. Olayı sürekli bu yönde kaşıyorlar. (Aynı şeyi belediye başkanı transferlerinde yaptılar. En önemlisi Özlem Çerçioğlu olayı oldu!) Peki bu niye oluyor?
Çok basit!.. Öyle anlaşılıyor ki, mevcut durum AK Parti’nin seçimlere ilişkin planı ile ilgili. Burada muhtemelen 2027 için erken seçim kararı aldırmak ve dolayısıyla Erdoğan’ı yeniden aday yapabilmek için bazı matematik formüllere ihtiyaç var. (Şu an Cumhur İttifakı ve muhtemel yeni desteklerin sayısı az fark kalsa da henüz buna yetmiyor) Yeter sayıya ulaşabilmek için milletvekili transferlerine ihtiyaç var. Kısaca tamamıyla matematik gereksinimlere dayanıyor. Yoksa o kişileri yolda görseler tanımazlar!..
O halde Çözüm Ne?..
Bugünkü şartlarda pratik bir çözüm –maalesef- mümkün görünmüyor. Özellikle iktidar partisinin yakın gelecek hesaplarının transferler üzerine kurulu olduğu, muhalefetin ise buna radikal bir karşı çıkış göstermemesinden dolayı gözüküyor. Kısaca süren düzenden herkes şu veya bu ölçüde memnun. Dolayısıyla tersi bir beklenti gerçekçi olmaz. Ahlak çağrıları ise boşunadır!..
Elbette beyhude yere olsa dahi bazı ara formüller türetilebilir. (Misal belli bir süreyi doldurmak, gerekçelerini makul bulmak, karşıt çizgilere transfer olmamak, bağımsız kalmak, vb gibi) Lakin bunlarında pratikte işlemeyeceğini, hatta doğru olmayacağını söyleyebilirim.
Olmayacak Duaya Amin Denilmez!..
O halde geriye tek çözüm kalıyor. O da “Partisinden istifa edenin otomatik olarak milletvekilliğinin de düşmesi” olabilir. Tabii -en doğru çözüm bu gözükse bile- hiçbir milletvekili böyle bir yasa için TBMM’de oy kullanmaz sanırım.
Dolayısıyla “Olmayacak duaya amin demek” gibi bir şey oluyor herhalde!..
09. 01. 2026
NOT: Bu konuya daha etraflı bakış ve uyarılarım için lütfen 24 Şubat 2025 tarihli yazıma bakınız: “Kongrede ‘Vitrin’ makyajı iyi ama! AK Parti’de ‘Transferler’ durumu kurtarır mı?”