Kuşku yaratmaktan başka işe yaramıyor! Tutanaklar kamuoyundan niye gizleniyor?
Medyaradar analisti Atilla Akar, “İmralı tutanakları” üzerinden süren tartışmayı değerlendirdi…
Efendim; önceleri gerek komisyon toplantılarının gerekse de İmralı’da Öcalan görüşmelerinin -en azından kısmen, sınırlı düzeyde- gizli olabileceğini kabul ediyordum. Lakin süreç geliştikçe bunun ne kadar “Anlamsız” olabileceğini düşünmeye başladım. Dahası işin kamuoyuna yönelik boyutunun iyi yönetilemediği sonucuna vardım.
Başladım çünkü; birincisi öyle anlaşılıyor ki konuşulanlar acayip gizli sınıfına sokulabilecek, bilinemeyecek, tahmin edilemeyecek şeyler değildi. Ancak anlaşılan devlet ya duruma ilişkin vehim yapmıştı ya da hakikaten duyulmasını istemediği şeyler vardı. Bu ise kuşkuları arttırmaktan başka işe yaramıyor ve kamuoyuna yapılan çerez açıklamalara “Güvensizlik” oluşuyordu. Belki de işin gizli boyutu esasta başka kanallardan çoktan yapılmıştı. Biz teferruatı konuşuyorduk.
Düğmeleri Baştan Yanlış İliklemek!..
Birincisi; dünya örneklerinde ağırlıkla görüldüğü üzere bu tarz görüşme ve anlaşmalar son ana kadar gizli yürütülür. (Bunun doğrudan terör örgütünün şefi ya da şefleriyle mi yoksa onun legal uzantısı partilerle mi yürütüleceği her ülkenin kendi orijinine göre değişir) İkincisi; görüşen kişiler –genellikle- yetkili kurum ve kişilerden oluşmaz. Asla devlet organları ya da siyasiler adına bu sıfata sahip kişiler katılmaz ve yüz yüze gelmezlerdi. Üçüncüsü; bunlar daha ziyade her iki kesiminde güveneceği, az sayıda (2, 3 kişiyi geçmeyen) tarafsız, sivil aydın, kanaat önderi “Aracılar” (Çöpçatanlar) tarafından yürütülür.
Dördüncüsü; bunlar her iki tarafın karşılıklı öneri ve taleplerini bir süreç boyunca birbirlerine iletirler ve ortak bir noktada buluşmak için bir köprü oluşurdu. Beşincisi; bu kişiler bir şeyleri kabul ya da reddetmeye yetkili değil, sadece etkili “Postacılar” gibiydiler. Altıncısı; durum netleşene ve anlaşma sağlanana kadar asla topluma yansıtılmazdı. Ki bu süreç uzun sürebilirdi ama bizde acayip, palas pandıras bir acelecilikle ele alındı. (Belki de iş Apo üzerinden yürüdüğü için ve onunda yaşı hayli ilerlediğinden başka endişeler taşımaları yahut Suriye’deki gelişmelerinden olabilir!) Dolayısıyla bu tarz bir süreç yaşansa her tür gizliliği anlarım. Ama artık topluma mal edilmiş bir süreç için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.
Birinci Açılım’dan Ders Alındı mı?..
Bizde ise öyle olmadı. (Elbette her ülkenin kendi koşulları vardır ama temel ilkeler değişmez) 1. Açılım sürecinden beri, daha ilk andan itibaren bir çalgı çengi, düğün dernek kurulmadığı kaldı. Akillikleri hayli tartışmalı birçok kişi sırf dolgu olsun diye işin içine karıştırıldı. O zamanda yazdığım gazetedeki köşemde söyledim “Yanlış yapıyorsunuz” dedim. (Ne yazık ki arşivden adımızı utanmazca sildikleri için link veremiyorum.) Sonunda Habur rezaletine, Oslo saçmalıklarına, topçu popçu şovlarına vardılar. Kaçınılmaz olarak şapa oturuldu. Görünen köy kılavuz istemezdi ama öyle oldu. Muhakkak ki “Derinler” sırf derindirler diye illâ derinlikli düşünebilecekler diye bir kural yok!..
Öte yandan açılım bu sefer daha dikkatli görünse de (Akillerin yerini komisyon aldı) aslında benzer bir durum oluştu. Gene her şey kamuoyu önünde cereyan etti. Gizlilik denildi ama birçok şey yarım yamalakta olsa açık oldu. (İlaveten devlet görevlileri ne konuştular bilinmiyor) Zaten bu koşullarda başka türlü olması da mümkün değildi.
Süzgeçten Geçirilmiş Yorumlar mı?..
Sonuçta ortaya süzgeçten geçirilmiş, izlenimi veren, bölük pörçük, öznel şekilde yorumlanarak aktarılmış “Bilgiler” dışa servis edildi. Açıklanan son tutanak özeti böyle idi. Her ne kadar TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Başkanı Numan Kurtulmuş “Toplumdan saklanan bir şey yok” dese ya da Beştepe kaynakları metinde “toplumu rahatsız edecek bir ifade bulunmadığını” söylese bile insanlar tam ikna olmayacaklardı. O zaman sormak lâzım; “Madem sorun yok niye açıklamıyor sunuz? Açıklayın da herkes bir rahatlasın” Öyle değil mi?..
Saklamayacağım. DEM’den hoşlanmıyorum. Ağızlarıyla kuş tutsalar güvenmiyorum. Barış, demokrasi, kardeşlik gibi kelimelerin dillerinde eğreti durduğunu düşünüyor ve hiç samimi bulmuyorum. Bu topraklara ait olma hisleri yok. Fiilen ve kurnazca ayrımcılık yapıyorlar. Her noktada sorun çıkarma potansiyelleri yüksek. Oluşacak yasal ve anayasal yeni koşullardan orta vadede “Ekmek çıkarma” peşindeler. Ne gibi niyetlerle böyle konuştuklarını, hesapları ne bilemiyorum ama Gülistan Koçyiğit’in itirazları tutanaklara dair durumu hepten şüpheli hale getirdi.
Kıt Aklımla Bu Sonuca Varıyorum!..
Bana kalırsa zaten her şeye “Pragmatik” bakıyorlar. Bizim dünkü çok öngörülü (!) idarecilerimiz düne kadar “Terörle, silahla sonuç alınmaz” gibi boş lafları ediyorlardı. Görüyoruz. Zaten bu noktaya gelmek de bir tür sonuç değil mi? Şimdi de “Siyasal yollarla sonuç alınmaz” demekteler. Göreceğiz. O zaman ne diyecekler pek merak ediyorum!..
Şüphesiz ki ben bu konularda karar alan “Derin Dizaynırlar”ın yerinde değilim. Onların seviyesinden bakamam, geniş istihbarat imkân ve bilgilerine de sahip değilim. O yüzden yanılabilir veya yanlış düşünebilirim. Sonuçta kıt aklımda medya haberlerinden kendimce sonuçlar çıkarıyorum. Hiçbir saklı “Kaynağım” yok. Hiçbir tarafa angaje değilim. (Lakin benimde kendi özel istihbarat teşkilatım var. Elemanlarını ise sokaktaki adam, konu komşu, taksici, berber, garson, simitçi, milli piyangocu, işportacı, dürümcü, pazarcı, bakkal, vb oluşturuyor. Nabzı onlar yansıtıyorlar. Yani kendi kendimin “Riyaset makamı reisi” yim!) Kesinlik iddia edemem. Ama milletle aynı frekansta durduğumu söyleyebilirim!..
Ayrım Doğru ve Hassas Kurulmalı!..
Bu noktada farklı düşünce taşıyanlara -kaşıyanlara değil!- kızmanın köpürmenin alemi yok. Kötü niyetli, “Etki ajanlığı” kapsamına girecek kişi ve oluşumlar hariç herkes fikirlerini özgürce söylemeli bence. Kimse peşinen damgalanmamalı. Hatta doğru eleştiriler faydalı bile olur. Bununda yolu gene açıklıktan geçer.
Elbette ki burada mutlak bir açıklıktan söz etmiyoruz. Örneğin varsa MİT’in görüşmeleri elbette açıklanamaz. Güvenlikle ilgili sorun yaratacaksa açıklanamaz. Diplomatik sıkıntı yaratacak ve Türkiye’ye operasyonel zafiyet oluşturacak, vb konular elbette açıklanamaz. Bunlar anlaşılırdır. Ancak Türk milletini temsilen giden TBMM üyelerinin görüşmeleri milletten niçin gizlenir bilmiyorum. Tabii millete rağmen projeyi kotarmak istiyorsanız o başka!..
Lakin gereksiz ve abartılı oranda gizli davranarak kaybedeceğinizden fazlasını açık davranarak zaten kaybedemezsiniz…
9. 12. 2025
NOT 1: Bu arada gazeteci İsmail Saymaz tutanaklara dair yeni bir iddia ortaya atacaktı. Buna göre tutanaklar DEM’li Gülistan Koçyiğit’in dediği gibi 16 değil, 17 sayfa olup, ham metin ise 62 sayfa idi. Meclis’te ise bu görüşmenin 4 sayfalık özet metni okunacaktı. Bu ise spekülasyonlara meydan verecekti. Beştepe bilhassa Koçyiğit’in itirazları sonrası rahatsızlığını dile getirecekti. İlaveten Kandil’den duyulan tehditkâr söylemler ve el yükselten istekler ve örgütten silah bırakmaya yönelik daha güçlü teyitler gelmemesinin devleti huzursuz ettiği anlaşılıyordu.
NOT 2: Dikkatimi çeken başka bir husus ise Mazlum Abdi’nin “Suriye Vietnam olur” şeklindeki İsrail medyasındaki demeciydi. Bu tehditkâr sözleri eş zamanlı olarak dahili ve harici PKK yandaşları da tekrarlayacaktı. Şu utanmazlara bakın ABD emperyalizminin kucağında “Ulusal kurtuluşçuluk” oynayan kuklalar herhalde Vietnam’da kovulanın ABD olduğunu unutmuşlardı.
NOT 3: “TSK konvoyları Suriye’ye girdi” haberleri geliyor. Bakalım nasıl gelişecek?