Gazeteciler siyasetçilerin ‘şamaroğlanı’ değildir!

Gazeteciye “paçavra” diye hakaret eden AK Parti Genel Sekreteri Eyyüp Kadir İnan, kendisini özür dilemeye çağıran İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi’ye de “Sen kimsin?” diye çıkıştı. Oysa siyasetçinin görevi gazeteciyi susturmak değil, kamuoyuna hesap vermektir. Gazeteciler hiçbir siyasetçinin “şamaroğlanı” değildir; meslek örgütleri de bu tür saldırılar karşısında susmamalıdır.

Dijitalgaste.com muhabiri Gamze Eskiköy, yerel bir muhabir… Ekmeğini gazetecilikten kazanan genç bir kardeşimiz…
AK Parti İzmir Milletvekili ve Genel Sekreteri Eyyüp Kadir İnan’ın Bergama’nın CHP’li Belediye Başkanı’nı partisine transfer etmek için ziyaret edeceğini yazmış…
Suçu bu…
Haber yapmak!
Eyyüp Bey’in yanıtı hayli sert olmuş:
“Yazdığın şey paçavra, ey paçavra gazeteci!”
İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi de genç meslektaşımıza sahip çıkmak için bir açıklama yapmış ve AK Parti Milletvekili’ni özür dilemeye davet etmiş…
Beyefendi buna daha da sinirlenmiş:
“Sen kimsin de milletin iradesine parmak sallıyorsun? Cemiyet koltuğunu terk et!”

RACON SİYASETİ!
Gazeteciye “paçavra” diyeceksin…
Sonra çıkıp, “Gazeteciler Cemiyeti Başkanı’na, “Sen kimsin?” diye afra tafra yapacaksın…
Yetmeyecek, “Cemiyet koltuğunu terk et!” diye racon keseceksin…
Sonra da bütün bunları yaparken kendini “millet iradesinin temsilcisi” diye savunacaksın!

HADDİNİZİ BİLİN!
Mesele Eyyüp Kadir İnan’ın Bergama Belediyesi’yle ilgili bir haberi beğenip beğenmemesi değildir.
Bir siyasetçi, hakkında çıkan haberi yanlış bulabilir.
“Bu haber doğru değil. Gazeteci arkadaşımız gerçeği araştırmadan yazmış” diyebilir.
Hatta öfkelenebilir…
Ama söylediği sözün siyasi ve ahlaki sorumluluğunu da taşır.
Hele hele o kişi bir milletvekili ve üstelik iktidar partisinin Genel Sekreteri ise kullandığı her kelimenin ağırlığını iki kere düşünmek, “Acaba haksızlık yapıyor muyum?” diye kendisini sorgulamak, daha doğrusu haddini bilmek zorundadır.

ASIL SEN KİMSİN?
Çünkü sıradan bir yurttaşın gazeteciye hakaret etmesiyle, iktidar partisinin genel sekreteri olan bir milletvekilinin gazeteciye hakaret etmesi aynı şey değildir.
Biri kişisel öfkedir.
Diğeri, gazetecilik mesleğinin tamamına yönelik güç gösterisi olarak yorumlanabilir.
İnan’ın asıl yanlışı da burada başlıyor.
İzmir Gazeteciler Cemiyeti kendisini eleştirince bu kez cemiyet başkanına dönüp, “Sen kimsin?” diye soruyor.
Ben de kendisine aynı soruyu sormak istiyorum:
Asıl siz kimsiniz Sayın İnan?
Gazetecinin patronu musunuz?
Amiri misiniz?
Basın kartını siz mi veriyorsunuz?
Hangi haberin yazılıp hangisinin yazılamayacağına siz mi karar veriyorsunuz?

CEMİYET’İN GÖREVİ!
Gazeteciler Cemiyeti’nin görevi de zaten tam olarak budur:
Gazetecinin hakkını savunmak!
Gazeteci yanlış yaptıysa, haberi yanlışsa, iftira varsa; bunun yolu gazeteciyi aşağılamak değildir.
Hukuk vardır.
Tekzip vardır.
Düzeltme vardır.
Dava açmak vardır.
Basın meslek ilkeleri vardır.
Ama “Ey paçavra gazeteci!” diye bağırmak…
Sonra da “Sözümün sonuna kadar arkasındayım” demek…
Basın özgürlüğünü savunmak değildir.
Bunun adı gücün diliyle konuşmaktır.

MİLLETİN İRADESİ!
Bir de İGC Başkanı’nın kendisini özür dilemeye davet etmesine karşılık “Sen kimsin de milletin iradesine parmak sallıyorsun?” diye efelenmesi var!
İşte; burada siyasetçilerin çok sevdiği ama demokrasinin hiç sevmediği bir kavram devreye giriyor:
“Millet iradesi!”
Sayın İnan…
Millet sizi milletvekili seçti. Doğru.
Ama millet size “Beğenmediğiniz gazetecileri susturun, hakaret edin” diye vekâlet vermedi!
Milletvekilliği, eleştiriden muafiyet sağlayan bir zırh değildir.
Tam tersine…
Milletvekili, kendisini eleştirenlere karşı diğer yurttaşlardan daha hoşgörülü olmak zorundadır.
Çünkü siz kamu gücü kullanıyorsunuz.
Gazeteci ise kamu gücünü denetliyor.
Demokrasinin temel dengesi de zaten budur.

EN VAHİMİ!
Daha vahim olanı ise şu:
İGC Başkanı Dilek Gappi’nin İnan’ın gazeteciye yönelik sözlerini eleştirdiği için ifadeye çağrılması…
Ortada gerçekten üzerinde çok ciddi düşünülmesi gereken bir tablo var:
Siyasetçi gazeteciye hakaret ediyor.
Gazeteciler Cemiyeti Başkanı bunu eleştiriyor…
Sonra savcılar endisini ifadeye çağırıyor!
Böyle bir tabloyu dünyanın herhangi bir demokratik ülkesinde görseniz, “Basın özgürlüğü açısından ciddi bir sorun var” dersiniz.
Türkiye’de görünce de susacak mıyız?
Hayır!
Tam tersine daha yüksek sesle konuşacağız.

SUSMAYACAĞIZ!
Gazeteci susarsa gazetecilik biter.
Gazetecilik biterse toplumun haber alma hakkı biter.
Toplumun haber alma hakkı biterse…
Sandıkta oy kullanmanın bile anlamı azalır.
Çünkü neyi seçtiğini bilmeyen yurttaşın iradesi, yalnızca sandığa bırakılmış bir kâğıttan ibaret kalır.

ÖRGÜTLER, SUSMAYIN!
Gazetecilik örgütlerinin tamamına sesleniyorum:
Böyle durumlarda aranızdaki farklılıkları unutup ortak açıklama yapmalı, ortak tavır almalı ve gerekirse ortak eylem düzenlemelisiniz!
Tek tek değil, hep birlikte!
Artık “kınama makamı” olmaktan çıkmalı; mesleğin onuruna saldırıldığında daha sert, daha hızlı ve daha örgütlü tepki vermelisiniz.
Çünkü gazetecilik, siyasetçinin lütfuyla, iktidarın izniyle ya da
milletvekilinin onayıyla yapılmaz.
Gazeteci, iktidarı da muhalefeti de eleştirir.
Haber doğruysa, hoşunuza gitmese bile haber olmaya devam eder.
*
Sayın İnan!
Gazetecinin görevi siyasetçiye hesap sormaktır.
Siyasetçinin görevi ise gazeteciye hesap sormak değil;
hesap vermektir!
Bunu aklınızın bir köşesine not edin…
Belli ki ihtiyacınız var!