Devletin eli kendi gazetecisine açık!

Gazeteciler eşit değil; kimisi devlet güvencesinde, kimisi celladın gölgesinde, kimisi ise hayatta kalma mücadelesinde.

Türkiye’de gazetecilik sektörü uzun bir süredir “saydam” bir yapıya, gazeteciler de eşit koşullara sahip değil…
Gazetecilerin çoğu aynı diplomaya, aynı ünvana ve aynı basın kartına sahipler…
Ama adeta üç ayrı ülkede yaşıyor ve üç ayrı koşullarda mesleklerini yapıyorlar!
Bir tarafta hala gazetecilik yapmaya çalışan ve iktidarın güdümüne girmemekte kararlı görünen medya kuruluşlarında çalışanlar…
Diğer yanda, meslek hayatlarına iktidar yandaşı özel sektör gazete ve dergilerinde devam edenler…
Ve bir de “verilen emirlere uyarak, bunun karşılığında devlet güvencesinde” çalışanlar… Yani devlet gazetecileri!

DERDİ GAZETECİLİK OLANLAR!
Gerçek gazetecilik yapmaya çalışanları, yani iktidarın kontrolüne girmeyi reddedenleri bir kenara koyuyorum.
Onların çalışma ve yaşama koşullarını zaten hepiniz biliyorsunuz…
Her an gözaltına alınma ve tutuklanma tehdidiyle karşı karşıyalar…
Çalıştıkları kurumlar genellikle ilan ve reklam alamadığı için, çoğu gazeteci asgari ücret ya da onun biraz üzerinde bir ücrete çalışmak zorunda…
Ben bu yazıda, sorunlarını daha önce onlarca kez yazdığımız bu kesim yerine, “iki ayrı dünyadaki yandaş gazeteciler”i anlatmaya çalışacağım:
TRT ve Anadolu Ajansı’nda çalışanlar ile iktidara yakın özel sektör medyasında çalışanlar…
Bunlar arasındaki fark, 2026 başı itibarıyla artık açılmış falan değil, resmen uçuruma dönüşmüş vaziyette.

DEVLET GARANTİSİNDEKİLER
TRT ve AA’da çalışan gazeteciler, her zaman olduğu gibi bugün de düzenli maaş alıyor. Maaşlarının gecikmesi diye bir korkuları yok.
Yetmiyor; ikramiye alıyorlar.
Tazminatlarını beş kuruş hak kaybına uğramadan alacaklarını biliyorlar.
Mesaileri düzenli… Fazla mesai halinde zamlı ücret hesaplarında…
En önemlisi de işten atılma gibi bir korkuları yok.
Özel sektörde çalışan ve aynı meslek deneyimine sahip, aynı işi yapan kişilerle aralarında yüzde 100, hatta bazı pozisyonlarda yüzde 200’e varan ücret farkları var… En düşük ücret 55 bin lira civarında.

ÖZEL SEKTÖRDEKİ YANDAŞLAR!
Yandaş medyanın özel sektöre ait kuruluşlarında çalışanlarda ise durum tersi:
Genellikle asgari ücret veya bir tık yükseğinde bir maaş ortalamasına sahipler. 30 yıllık meslek deneyimine sahip bir müdürün aldığı maaş bile 55-60 bin lirayı geçmiyor!
Hiçbiri günün birinde kapının önüne konulmayacağı konusunda garantiye sahip değil.
Yazdıkları her haber, çektikleri her görüntü ve fotoğraf, kariyerleri için bir tehdit… Çünkü yanlışlıkla iktidarı kızdıracak bir haber yapmaları ya da yayınlamaları, onların sonunu hazırlayabiliyor.
Çalışma saatleri belli değil…
Fazla mesaiyi bırakın, ulaşım ve yemek parası gibi temel haklar bile çoğunun elinden alınmış durumda.

HEPSİ YANDAŞ AMA!
TRT ve AA çalışanları; kendilerinden istenileni yaptıkları takdirde meslek hayatları boyunca belli bir konforda yaşayacaklarını biliyor.
Özel sektördekilerin bildiği tek gerçek ise çok acı:
“Birilerini rahatsız edecek bir şey yazarsam işsizim!”
İşte; bu yüzden diyorum ki bugün hepsini “yandaş” olarak gördüklerimiz bile kendi aralarında ikiye ayrılıyorlar:
Devletin konfor alanında olanlar…
Celladın kılıcını her an boyunlarında hissedenler!
Birinci kesimdekiler susarak yükseliyor…
İkinci kesimdekiler ise sussalar da methiyeler düzseler de yarınlarından bile emin olamıyor.
*
Alın size 2026 yılının ilk günlerinde Türk medyasının hal-i pûr melali…
Tepe tepe kullanın…
Zaten kim kullanmıyor ki?