Artık asayiş Apo’dan sorulur! Öcalan’ı “İçişleri Bakanı” mı yapsak?

Medyaradar analisti Atilla Akar, Abdullah Öcalan’ın “Toplum içinde şiddete son verme” çağrısını ve bu konuda kendine biçtiği rolü ironik şekilde değerlendirdi…

Efendim; Öcalan’a son zamanlarda bir şeyler oldu. Önce Marks’ın teorisini revize etmeye soyundu. Şimdi de toplum içindeki kavgaları sonlandırmaya ant içmiş görünüyor. O kadar ki “Bu konuda on bakanlıktan daha fazla çalışacağının sözünü” dahi veriyordu. Bence on bakanlığa gerek yok. İçişleri Bakanlığı yeterlidir. Düşünsenize bütün polisler “Emret bakanım!..” diye kırmızı halı üzerindeki Apo’ya selam durmuşlar. Yahut Öcalan ani karakol teftişlerine çıkıyormuş geceleri. İşin şakası bile anormal geliyor insana. Gerçi artık belli mi olur!..

Malum bir ara tartışılmıştı bile. Osmanlı’da zaman içinde şaki çetelerine ve onların ileri gelenlerine karşı bir yöntem olarak makam ve unvanlar dağıtılırdı. Devlete isyan edenlere karşı kullanılmasa da geçerli bir yöntemdi. “Başıbozuk paşası” diye tanımlanan bu kişiler ayrıca maaşa bağlanırdı. Durumuna göre devlette görev verilenler, vali yapılanlarda mevcuttu. Otoriteyi yeniden tesis etmek için uygun bir formül olarak görülürdü. Gerçi Öcalan’ın durumu buna tam uymuyordu. Öncelikle PKK terörist yöntemleri kullanan yaygın bir siyasi bir hareketti ve talepleri de aynı yöndeydi.

On Kaplan Gücünde Performans!..

Öcalan bir vakitlerin sevilen çizgi romanındaki Kızılmaske (Fantom) gibi adeta “On kaplan gücünde” bir mesaj veriyordu: “Çözüm sürecinde üzerinde fazla durmamın nedenlerinden biri de bu sorunları ele almak ve çözümleri üzerinde durmaktır. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin birinci aşaması tamamlandığımızda, sıra bu konulara gelecektir. Kısa süre içerisinde bu konuda on bakanlıktan daha fazla çalışacağımın sözünü veriyorum. Üzerinde ilk duracağım konu da toplum içerisindeki şiddet olacaktır. Bu konuya karşı yasal, toplumsal, ahlaki ve kültürel tedbirler alınmalıdır. Beni dinleyenlere şunu söylüyorum; Birbirinize karşı silah kullanmayı ahlaki bir çerçevede bırakın. Sorunları akılla ve konuşarak çözün. Şehir, aşiret, aile ve toplum içerisindeki şiddeti reddediyorum. Bu şiddeti de ahlak dışı olarak görüyorum.”

Enteresan bugüne kadar şiddeti en ileri derecede uygulayan bir hareketin lideri şimdi sosyal düzeyde de olsa “Şiddeti reddediyorum” diyordu. Acaba hakikaten bizim yetkili mercilerimizin yapamadığını Apo yapabilir miydi? Gerçi ben bu sözleri daha ziyade Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki aşiretler, geniş aileler arasında süren muhtelif “Kan davaları” ve benzeri kavgalar için söylediğini, yani gene “etnik kaygılar” ın ön planda olduğunu zannediyorum. Böylelikle Kürtler arasında ayrım yaratacak, birliği bozacak kavgalara imkân tanımama çabasının belirleyici olduğunu düşünüyorum. Neyse, hangi şekilde olursa olsun anlaşılan bundan sonra asayişin gidişatı Apo’ya emanet!.,..

“Kimse DEM Partisiz İktidar Olamaz”!..

Peki Öcalan hakikaten böylesi hayaller kuruyor olabilir mi? Hapisten kurtulmak ve geniş kapsamlı bir afla siyasi haklarına kavuşmayı umuyor mudur? DEM’in oyunun “Yüzde 20’leri bulduğunu” ve “İster Cumhur İttifakı olsun ister Millet İttifakı olsun hiçbiri DEM Partisiz iktidar olamaz” sözünü adeta tehditvari söyleyerek aslında “DEM’in de içinde bulunduğu bir hükümet” tasarlıyor olabilir mi? Ya da sadece “Bize mahkumsunuz, DEM’siz adım atamazsınız” mı demeye getiriyordu? Gerçi “Yüzde 20” iddiasının şu an için oldukça şişirilmiş bir oran olduğunu düşünüyorum. Demografik değişime bağlı olarak belki ileride olabilir o başka…

Tabii bu durumun belki de en olumsuz yanı Türkiye’de siyasetin, demokrasinin “Etnik kaprisler” e bağlı oluşu ve bunun süreklilik arz etmesi tehlikesidir. Hiç bir siyasal sistem sadece “Etnik temelli” bir partiye endeksli olamaz ve varlığını sürdüremez. Bu kaçınılmaz “Kilitlenme” halidir ve belki de yeni pazarlıklar yapılabilmesi ve tavizler koparılabilmesi için o istenmektedir.

Öcalan Gerçekçidir, Hayale Kapılmaz!..

Burada kendine de biçtiği bir rol var mı? Atıyorum, yeni bir hükümetin “Bakanlar Kurulu Listesi” ilan edildiğinde Öcalan’ın adını “İçişleri Bakanı” olarak görebilir miyiz? (Tabii dağdan inecek PKK’lıların bir kısmını da bakanlık kadrolarında!) Biliyorum hayli fantastik ve olanaksız bir durum ama çok ilginç olurdu herhalde. (Bugünkü durumda dün “Olanaksız” idi ama!) 2015 yılında gene bu sütunlarda yazdığım bir yazıda (Aslında öncesi de var) “Öcalan’ı TBMM’de görürsek şaşırmayalım” demiştim. Bu henüz gerçekleşmedi. Daha doğrusu TBMM ‘ni ayağına getirmeyi başardı o başka.

Öcalan aslında çok gerçekçi bir örgüt lideri. Neyin olup, neyin olamayacağını gayet iyi biliyordur herhalde. Dolayısıyla böyle hayaller beslediğini zannetmiyorum. Bu “Olmayacak duaya amin demek” gibi olurdu. (Lakin bu konuda yapacağı çağrılarla “Kürt mafyası”, Kürt nüfus yahut aşiretler üzerinde etkili olabilirdi.) O da sanırım duruşunu siyasal şiddete son vermeden bir tık yükseltip sosyal şiddete de son verme misyonuna çevirmeye çalışıyor gibi sanki. Böylelikle aynı zamanda imajını revize etmeyi, yeni döneme uygun hale getirmeye çalışıyor olabilir. Haydi hayırlısı!..

Öyle veya böyle, önümüzdeki günlerde Öcalan’ın kendisine çok daha ilginç misyonlar biçeceğine eminim!..

11. 12. 2025