A.B.İ, Yeraltı, Eşref Rüya... Reyting Uğruna, Ekranlarda Şiddet Sarmalı...
Son yıllarda televizyon ekranlarında artan mafya temalı dizilerin, yalnızca izleyiciyi ekrana bağlayan birer eğlence unsuru olmanın ötesine geçerek, genç nesiller üzerinde derin etkiler bırakmakta ve yeni nesil çeteler için birer rol model oluşturma riskini beraberinde getirmekte olduğu gerçeğini ne zaman göreceğiz acaba?
Daltonlar, Redkitler, Boyun, Gündoğmuşlar, Çirkinler… Uzayıp giden listedeki irili ufaklı bu tür gruplar, son yıllarda sık sık medyanın gündemine gelen ve adı suçla anılan yapılanmalar.
Değerli okurlar, bu tür gruplar, ‘rap müzik, suç ve mafya dizileri’ gibi kültürel unsurlardan etkilenerek kendilerine bir kimlik oluşturuyor. Rap müzik, bu grupların kendilerini ifade etme ve etkilerini artırma aracı olurken, suç ve mafya dizilerindeki replikler ve sahneler de bu alt kültürün bir parçası haline geliyor.

Bu unsurların en etkili şekilde birleştiği platform ise TikTok.
Suç temalı dizilerden alınan sahneler ve rap müzikle hazırlanan kısa videolar, geniş kitlelere ulaşarak bir tür “suç estetiği” yaratıyor. Lüks yaşam tarzlarının, pahalı eşyaların ve şiddet içerikli mesajların TikTok üzerinden yayılması, bu grupların faaliyetlerini aleni bir şekilde sergilemesine olanak tanıyor. Böylece bu platform, suç unsurlarının propagandası için güçlü bir araç haline geliyor.
Ah reyting, sen nelere kâdirsin!
Psikanaliz biliminin kurucusu Sigmund Freud’un bilinçaltı kuramlarına dayanarak, şiddet ve cinsellik gibi unsurların sıkça kullanılması da izleyicilerin ilgisini çekmek için başvurulan bir yöntem haline gelmiş durumda. Bu durum, amansız bir reyting yarışındaki yapımcıların en çok başvurduğu araçlardan biri haline geliyor.
Şimdi gelin şu sorularımızı peş peşe sıralayalım…
*Freud’un, insan doğasının temel dürtülerinden bahsetmesi, bu içeriklerin yaygınlaşmasını meşru kılar mı?
*Peki ya bu içeriklerin toplumsal etkileri?
*Şiddeti ve cinselliği bu kadar normalleştiren bir medya anlayışı, izleyiciyi nasıl şekillendiriyor?
*Bu durumun sonuçlarını sorgulamak gerekmez mi? Sırf ilgi çekmek adına bu tür unsurlara başvurulması, ekranlarda gördüğümüz şiddeti ve diğer tartışmalı içerikleri haklı çıkarır mı?

Mafya Estetiği ve Suça Övgü…
‘Kurtlar Vadisi’yle başlayan bu furya, ‘Çukur’la başka bir boyuta taşındı. ‘Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz’, ‘Eşref Rüya’ ve şimdi ise ‘Yeraltı’, A.B.İ gibi yeni yapımlarla devam ediyor. Hepsi de birbirine benzer hikayelerle dolu: Bir adamın ailesi öldürülür, intikam yemini eder, karanlık dünyaya adım atar ve kendini büyük bir suç çemberinin ortasında bulur.

Lüks arabaların ihtişamıyla, pahalı silahların soğuk cazibesiyle ve "karizmatik" mafya liderlerinin karanlık dünyasıyla süslenen diziler, gençlerin hayal gücünü cezbederken, aynı zamanda onları tehlikeli bir hayal dünyasına sürüklüyor.
Her sahnede bir racon kesiliyor, bir intikam ateşi harlanıyor ya da derin devletin karanlık oyunları sahneleniyor.
Ancak, bu kadar tekdüze ve tekrar eden hikâyelerin arasında kendimizi kaybetmekten gerçekten bıkmadık mı?

ATV'nin büyük umutlarla sunduğu A.B.İ dizisi de bu sıradanlığın bir parçası mı, yoksa farklı bir soluk mu getiriyor? Göreceğiz…

‘Öpüşmem A.B.İ…’ Kenan İmirzalıoğlu ve Afra Saraçoğlu!
A.B.İ demişken, magazin dünyasında "felaket tellalı" olarak bilinen Onur Akay, bu kez ortaya attığı Afra Saraçoğlu'nun "öpüşmem" kuralı iddiasıyla gündeme oturmuş durumda. Akay’ın iddiasına göre, Afra Saraçoğlu, Kenan İmirzalıoğlu'yla öpüşme sahnesini reddetmiş!
Medyamız bu söylentiye geniş yer ayırırken, Saraçoğlu cephesinden gelen net bir yalanlama, tartışmalara başka bir boyut kazandırdı. Şimdi akıllarda tek bir soru var: Bu söylentinin ardından ne olacak? Saraçoğlu ile İmirzalıoğlu’nun inadına bir öpüşme sahnesinde buluşmasını mı bekleyeceğiz? Ah, magazin dünyasının bitmek bilmeyen entrikaları ah..!

Bir iki kelam da A.B.İ dizisine dair edeyim isterim; zira bu tartışmaların gölgesinde belki de asıl konuşulması gereken dizi ve hikâyesinin kendisidir...
Diziye dair eleştirilerde en dikkat çeken nokta, oyuncu seçimi ve hikâye örgüsündeki eksiklikler. Kenan İmirzalıoğlu ile Afra Saraçoğlu’nun aynı projede buluşması ilk bakışta ilgi çekici gibi görünse de, iki oyuncu arasındaki belirgin yaş farkı hikâyenin inandırıcılığını zedeleyen bir unsur olarak öne çıkıyor.

A.B.İ dizisi, geçmişin gölgelerinden sıyrılarak kendi hayatını inşa eden bir doktorun, yıllar sonra ailesiyle yüzleşmek zorunda kalmasıyla vicdanı ve mesleği arasında sıkıştığı bir mücadeleyi konu alıyor.
Ancak ne yazık ki, bu hikâye sıradan bir mafya anlatısından öteye geçememekte ve yenilikçi bir bakış açısı sunmaktan uzak bir tablo çizmektedir.
Reytinglerde başarı elde ediyor olsa da, bu durum yaratıcı ve özgün içeriklere duyulan ihtiyacı bir kez daha gözler önüne seriyor.
Öte yandan, diziye dair oyuncu kadrosu tercihlerini ise maalesef yeterince etkileyici bulmadığımı belirtmeliyim.

Yeraltı: Suçun Romantize Edilmesi mi?
Mafya dizisi furyasına bir yenisi daha eklendi: NOW TV’nin yeni yapımı "Yeraltı". Vatana millete hayırlı olsun!
İlk bölümüyle yüksek reyting alan bu dizi, ekranlarda mafya temalı yapımların ne denli rağbet gördüğünü bir kez daha kanıtladı. Kanal D’nin kültleşmiş replikleriyle hafızalara kazınan "Eşref Rüya"nın ardından, "Yeraltı" ikinci sırada yer almış.
Sezen Aksu'nun 'Eşref Rüya' için özel olarak yazdığı 'Eşref Saati' parçasına ve bu esere sesiyle hayat veren Nazlı Bilginer Yengi'ye alkış diyorum. Emeğinize sağlık!

Gelelim şimdi, MedYapım’ın üstlendiği, Deniz Can Aktaş, Uraz Kaygılaroğlu ve Devrim Özkan’ın başrollerini paylaştığı ‘Yeraltı’ dizisine…
Bu yapımda, derin devlet tarafından mafyanın içine yerleştirilen bir adamın hikâyesi anlatılıyor. Narkomafya ve İstanbul kartelinin ortasında geçen bu hikaye, aşkı da işin içine katarak izleyiciyi ekrana bağlamayı hedefliyor.

John Wick filminden fırlamış gibi hissettiren silahlı çatışma sahnesiyle başlayan bu dizi, ilk bölümüyle YouTube’da iki günde 6,1 milyon izlenme alarak büyük bir başarıya imza atmış görünüyor.
Ancak asıl soru şu: Ekranlarımızı işgal eden bu karanlık hikâyeler bizlere ne katıyor?
Suç ve şiddeti romantize eden bu tür yapımlar, topluma ne gibi mesajlar veriyor?
Çarşamba günü reyting savaşlarında "Eşref Rüya" 1., "Yeraltı" 2. sırada yer alabilir; ancak bu başarıların arkasında bıraktığı izleri sorgulamak gerekmez mi?

Televizyonlarımızın daha umut dolu, insanları iyiye yönlendiren hikâyelerle dolmasını dilemek, bir ütopya mı? Yoksa bu karanlık furyanın son bulacağı günler hâlâ mümkün mü?

‘Taşacak Bu Deniz’de Sabrımız Taştı!
Dizilerdeki hikaye akışları ve bir türlü ortaya çıkmayan ‘sırlar’ ise ayrı bir mesele. Mesela bizim evin de vazgeçilmezlerinden biri haline gelen TRT’nin reyting rekortmeni dizisi "Taşacak Bu Deniz" de olduğu gibi.
Bir sırrın çözülmesi için seyirci 16 bölümdür bekliyor. Eleni’nin Adil Koçari’nin kızı olduğu gerçeği, uzadıkça bayıyor.
Dizide, Eleni ve gerçek babası olan Adil hariç tüm eşraf bu sırra vâkıf ama nedense bu ikili bir türlü gerçekleri öğrenemiyor!
Her bölümde izleyiciye sürekli aynı şeyleri tekrar tekrar izletmeyi marifet sanan zihniyeti ‘kınıyorum da…’
Daha yaratıcı ve özgün hikâyeleri dizinin dokusuna işlemek mümkün değil mi?

Değerli senaristler, bilmenizi isterim ki; dizide herkesin dilinin ucuna gelip de dile dökülemeyen bu sır, sakız gibi uzatıldıkça izleyicinin sabrını incitmeye başlıyor. Benden uyarması!
Yazının sonuna yaklaşırken, kıymetli okurlar, şunun altını bir kez daha çizmek istiyorum;
Televizyon ekranları acilen mafya dizilerinin kasvetli gölgesinden kurtulmalı. Şiddeti romantize eden ve suç dünyasını cazip gösteren bu tür içeriklerin, özellikle genç bireyler üzerinde olumsuz etkiler yarattığı gerçeğini ‘ACİLEN’ görelim artık…
Bu konuda bir düzenleme gerekiyorsa, toplumun yararına olacak şekilde gerekli adımların atılması gerektiğini düşünüyorum.
‘Ekran Kedisi’ne ulaşmak için: [email protected]